14 Haziran 2012 Perşembe

SEN GECEYİ DİNLE CANIM

Karanlık her zaman güzeldir. Yer altları da öyle… İnadına altınızdayım. Yükselebildiğiniz kadar yükselin hadi üzerimde. Başımın üzerinde yeriniz var. Basın üzerime, çekinmeyin.

Parmaklarım sıyrık hep, kanadı kanayacak. Tırnaklarım uzun, kesilemeyecek kadar. Lazımdır tırnaklarım bana sizin karşınızda. Kazımak, ne kadar nefret etseniz de güzeldir. Sizleri yeryüzünden kazıyıncaya kadar hiç durmadan devam edeceğim kazımaya.

Biliyor musunuz kravat takıyorum? Hatta köleliğimle gurur duyuyorum(!) Yankı yapan duvarlar hâlâ güzel. Duyulmayan sesler güzeldir. Yeraltından seslerinizi dinliyorum. Duymaya gerek yok, neyi nasıl söyleyebileceğinizi çok iyi biliyorum.Mekanik düzenlerinize göre ayarlayamadım kalbimi üzgünüm. Lüks beşiklerde sallansa da saftı bebek.

Dönüş yolları hep güzeldir.

Akşam güzel, gece çok güzeldir.

İyisi mi, sen geceyi dinle canım.

Mustafa Çolak

2 Haziran 2012 Cumartesi

ŞİİR OLMAYAN ŞİİR

durdum yine
bir an…
gecenin soğuğu…

sustum, yaktım
dinledim: çıtırtı
gülümsedim sonra
kapattım, kalktım
bitti gitti…

geldi, şimdi…
biri, bana, beni, benimle
tanımak… mı?
imkansız.
tanışmak güzel

oysa susmak lazım
mı dedi biri?
dememeli, yapmalıydı
yaptı da…
oldu.
yaparsan olur.
yap-bozma
olsun.

bir dakika geçti
benim için
yine, yani henüz
biri desin iki dakika
diğeri kırk beş saniye
ben hep ortadayım
ortadaydım
hep.

ağrı…
çekilme, kaslarda…
hayır yaşlılık değil, yorgunluk
ama tatlı,
hoş…
her halimle hoşmuşum
öyle dedi gelen
bana, beni, benimle…
şimdi mi?..
tanıdım,
uykusunu.
aşk uykuda,
şşşt
karışma.

Mustafa Çolak

28 Mayıs 2012 Pazartesi

BAĞLAÇLAR

hissediyorum gibi
bazen…
yani böyle zamanlarda
bu nasıl zaman
ki?
zaman, böyle nasıl?


ben miydim
de…
deliren
delirebilme kapasitesi olmalı
insanın


eşyanın dili olduğunu hissettiğinde
yani…
bakınmak diyorum
öyle… sağa sola…
deri mont
ile
akvaryumdaki ölü balık
ne söyler?



Mustafa Çolak

22 Mayıs 2012 Salı

BİZMUTUN SİMGESİ


Sabaha kadar durmadan değil, dura dura yazacağım. Ara ara molalar vererek. Dünya değiştirerek yani. Kopuk kopuk, parça parça… Yazarken her duraksama, dünyalar arası geçiştir benim için. Oradan oraya zıplarım dağ keçileri gibi. Fakat yeşillikler her zaman yeşil olmaz bu zamanlarda. Görmek istediğim gibi görür ya da işime geldiği gibi anımsarım.

Sessizlik güzel gelmişti bugüne kadar bana, sessizlikte ölüm kokusu vardı. Oysa yaşam, göz kırpıyor kocaman gözleriyle ve ben ben değilim nicedir. Büyük bir yapıt yaratmaktan daha sevimli görünüyor olsa gerek güzel bir yaşamı elde etmeyi başarabilmiş olmak. Ya da başarmaya kalkışmak.

Yaşamak mı yazmak mı? Yaşayamadığımın farkına vardığımı sanmıştım. Aksine yazamıyormuşum. Ya da bu da bir halusinasyon. Belki hem yazamıyor hem de yaşayamıyorumdur. Zaman gösterecek. Hayır, zamana göstereceğim. Zaman geçirme merâsimindeyim. Evet merâsim. Gösteriş, şatafat hat safhada. Kendi kendine ve usulca neden zaman geçiremez insanoğlu da yazı yazar?

Sabaha kadar yazacağım dedim ya siz şimdi gece sanıyorsunuz. Oysa şu an gece değil, güneş tam tepede fakat ben gece sanıyorum. Neden mi? İyi yazılar geceleri yazılır diye kazınmış beynime. Bir aldatmaca daha! Gece insanın yüreğindeyse iyi yazı günün her saatinde yazılır.

Ben bir dağ keçisiyim. Sıçrayışlarımı mazur görün… Yaradılışım gereği yapıyorum bunu, inanın suçum yok. Kırmızı ve yeşillerle kaplı bir dünya düşünün ki araya küçük bir mavi sıkışmış. Koca bir alan yeşil ve koca bir alan kırmızıyken aralarında küçücük bir nokta mavi… Hangi renk daha çok dikkat çeker?

Anlatmak için soyutlaştırmak lazım. Görüneni görünmeyenle, olanı olmayanla anlatmak hep daha açıklayıcı olur. Öyleyse anlamak için de soyutlanmak lazım. Soyut… Ne güzel kelime…

Bizmutun simgesini sormaktan usanmadı bulmacalar yıllar yılı. Simgeler bu kadar önemli demek ki.

İnsanın simgesini bilen var mı? Neye bakınca insanı anlarız?

Mustafa Çolak

14 Mayıs 2012 Pazartesi

ÇIKMAZ SOKAKLAR



 Korkularıyla yüzleşiyor insan er ya da geç

Rüyanda simsiyah köpekler kovalıyorsa seni her gece ve kaçıyorsan durmadan, eninde sonunda durup köpeklerin karşısına dikilecek ve: “Gelin bakalım!” diyeceksindir.

Bir telaş sarıyor önce yüreği

Diyeceksindir demesine ama bunu söylemek öyle kolay değildir. Zaten kolay olsaydı bugüne kadar kaçıyor olmazdın. Telaşlısındır: “Ya başaramazsam?”

Gerçeklerle yüzleşiyor insan er ya da geç
Bak, mesela benim gibi

Kabuslarının rüyadan ibaret olmayıp gerçeğin ta kendisi olduğunu anlarsın. Hayal dünyanla gerçeği birleştirdiğinde varmışsındır bu kanıya. Ne de olsa insan, düşleriyle insandır. Yüzleştiğinde de savaşı kazanıp kazanamaman an meselesidir. Ancak seni yüzleştiren, kazanmana da muhakkak yardım edecektir. Yüzleşme sonrası O’na nîdâ edersin:

Ne karanlık odalardan, ne masallardaki cadılardan korktum,
Sensizlikten korktuğum kadar

Evet, bugüne kadar belki çok şeyden korkmuşsundur fakat hiçbir korkun O’nsuz kalmak kadar korkutmamıştır seni. O’nsuz sen bir hiçsindir ve hayatın hep bu esas korku etrafında şekillenmiştir.

Ne çıkmaz sokaklar gördüm, ne diyarlar gezdim durdum
Kaybolmadım sendeki kadar, inan ki kaybolmadım sendeki kadar.

Çoğu kez kurtulamayacağını sandığın işlere bulaşmış, içindeki boşluğu doldurma arayışıyla neredeyse gezip görmediğin yer kalmamıştır. Ancak hep O’nunla kurtulmuş, hep aradığın yalnızca O olmuştur ve bunu şimdi idrak ediyor olman, O’nun aşkında kaybolup, eriyip bitme isteğini kamçılamıştır. Bu istekle kavrulduğun şu anlarda nihayet O, şimdi, sana seslenmektedir:

Azar azar gözlerini kapat
Usul usul ellerini uzat
Ben tutarım, yine ben duyarım seni

Ben bilirim aşkının kıymetini.

Artık şerhe gerek yoktur. Eve dönmüş, kalbine dönmüş, şarkıya dönmüşsündür.


Mustafa Çolak

26 Nisan 2012 Perşembe

KAYBETME SANATI


Sen var ya, sen kazanamazsın güzelim. Kazanmak, hırs sahibi olmayı gerektirir. Aklına gelen her çareye azimle başvurduğun halde elin boş dönersin bazen. Yapılabilecek her şeyi en güzel şekilde hesap ettiğin ve yapılması en doğru olanı yapmak için deli gibi koşturduğun halde yine de olmamıştır. Ve bunu daha önce de çok yaşamışsındır. Hatta tüm hayatının bu şekilde başarısız örümcek ağlarıyla örüldüğünü fark etmişsindir. Yuvanın dağılması an meselesidir.

Sen kazanamazsın. Çünkü hırslanmak senin için gereksizdir. Fındığın içine ulaşmak için kullanması gereken ön dişleri çürüyen sincap gibisindir. Artık hiçbir şeye tutkuyla bağlanamıyor, dolayısıyla uzun vadeli sabır gerektiren işlerin altına giremiyorsun.
Hangi yola girsen çıkmaz sokak olduğunu görmüş, hangi dala tutunmaya kalksan kırılmıştır. Bu yüzden “tutunamayanlar” deyince kendinden bir şeyler bulduğunu hissediyorsundur.

Sık sık nereye gideceğini bile hesaplamadan kendini dışarı atıyor, aval aval etrafına bakınarak amaçsızca yürüyorsun. Üzerine yazılanların aptalca olduğu anlaşılıp buruşturularak atılmak üzere olan bir kağıttan farksız olduğunu düşünüyorsun.
Arkadaşlarının senden kaçtığını veya seni anlamadığını hissediyor, yalnızlaştıkça yalnızlaşıyorsun. Aynaya baktığında kendini parçalanmış mandalina kabukları gibi görmen de bundan.

Etrafındakiler bir şekilde tercihlerini yapıp çok da güzel tutunarak tırmanışlarını sürdürürken sen olduğun yerden onlara bakarsın. İlk başlarda özenip birkaç kez daha tutunmaya çabalar, nihayetinde bunun bir kader olduğunu ve eğip başını usul usul yürümen gerektiğini anlarsın. Anlarsın da nereye doğru yürümelisindir? Senin bir yolun yoktur ki! İşte en zor olan bu noktadan sonrasıdır. Başını eğdiğin halde nereye doğru yürümen gerektiğini bilememen…

Ve meşhur hareket: Çekip gitmek! Dinle beni. Çok çekici gelir bu söz. Evet, kesinlikle çekip gitmelisindir buralardan, başka çaresi yoktur. Ne de olsa her bunalımın sonu çekip gitmeyle biter. O da başarabilene… Hâlbuki bu gidiş, yeni bunalımlara gebedir. Gittikçe bunalımların artacak, arttıkça acıların çoğalacaktır. Öyleyse?

Hayat başlı başına çılgınlık, ölümü seçmekse delilik… Arada durup idare etmek de imkânsızlaşmışken ne yapmalı? Ölümden öncesi ve sonrasını düşünerek her ikisini de idare edip götürebilenlerin imrenilesi insanlar olduğunu kabul etmelisin.

Dünya veya ötesinden, birini garantilemek isteyen kişi, genellikle diğerini boşlar. Dervişlerin dünya hayatında pek saygın olmamaları, saygın kişilerin ise manadan uzak, derinliksiz adam olması bundandır.

Hem bu yaşamda saygıyı hak eden hem de yaşam sonrasında saygınlığı hak edenler… Orta yollu olmak büyük marifet! İşte eli öpülesi gerçek insanlar. Bunalımdan alınlarının akıyla çıkanlar.

Çık bunalımlarından alnının akıyla. Durma.

Tutunamıyorsan, tutunamayışına tutun ve çık artık. Ya da kaybet.


Seç.

Mustafa Çolak