Karanlık her zaman güzeldir. Yer altları da öyle… İnadına altınızdayım. Yükselebildiğiniz kadar yükselin hadi üzerimde. Başımın üzerinde yeriniz var. Basın üzerime, çekinmeyin.
Parmaklarım sıyrık hep, kanadı kanayacak. Tırnaklarım uzun, kesilemeyecek kadar. Lazımdır tırnaklarım bana sizin karşınızda. Kazımak, ne kadar nefret etseniz de güzeldir. Sizleri yeryüzünden kazıyıncaya kadar hiç durmadan devam edeceğim kazımaya.
Biliyor musunuz kravat takıyorum? Hatta köleliğimle gurur duyuyorum(!) Yankı yapan duvarlar hâlâ güzel. Duyulmayan sesler güzeldir. Yeraltından seslerinizi dinliyorum. Duymaya gerek yok, neyi nasıl söyleyebileceğinizi çok iyi biliyorum.Mekanik düzenlerinize göre ayarlayamadım kalbimi üzgünüm. Lüks beşiklerde sallansa da saftı bebek.
Dönüş yolları hep güzeldir.
Akşam güzel, gece çok güzeldir.
İyisi mi, sen geceyi dinle canım.
Mustafa Çolak
14 Haziran 2012 Perşembe
2 Haziran 2012 Cumartesi
ŞİİR OLMAYAN ŞİİR
bir an…
gecenin soğuğu…
sustum, yaktım
dinledim: çıtırtı
gülümsedim sonra
kapattım, kalktım
bitti gitti…
geldi, şimdi…
biri, bana, beni, benimle
tanımak… mı?
imkansız.
tanışmak güzel
oysa susmak lazım
mı dedi biri?
dememeli, yapmalıydı
yaptı da…
oldu.
yaparsan olur.
yap-bozma
olsun.
bir dakika geçti
benim için
yine, yani henüz
biri desin iki dakika
diğeri kırk beş saniye
ben hep ortadayım
ortadaydım
hep.
ağrı…
hayır yaşlılık değil, yorgunluk
ama tatlı,
hoş…
her halimle hoşmuşum
öyle dedi gelen
bana, beni, benimle…
şimdi mi?..
tanıdım,
uykusunu.
aşk uykuda,
şşşt
karışma.
Mustafa Çolak
28 Mayıs 2012 Pazartesi
BAĞLAÇLAR
hissediyorum gibi
bazen…
yani böyle zamanlarda
bu nasıl zaman
ki?
zaman, böyle nasıl?
ben miydim
de…
deliren
delirebilme kapasitesi olmalı
insanın
eşyanın dili olduğunu hissettiğinde
yani…
bakınmak diyorum
öyle… sağa sola…
deri mont
ile
akvaryumdaki ölü balık
ne söyler?
Mustafa Çolak
22 Mayıs 2012 Salı
BİZMUTUN SİMGESİ
Sabaha kadar durmadan değil, dura dura yazacağım. Ara
ara molalar vererek. Dünya değiştirerek yani. Kopuk kopuk, parça parça…
Yazarken her duraksama, dünyalar arası geçiştir benim için. Oradan oraya
zıplarım dağ keçileri gibi. Fakat yeşillikler her zaman yeşil olmaz bu
zamanlarda. Görmek istediğim gibi görür ya da işime geldiği gibi anımsarım.
Sessizlik güzel gelmişti bugüne kadar bana,
sessizlikte ölüm kokusu vardı. Oysa yaşam, göz kırpıyor kocaman gözleriyle ve ben
ben değilim nicedir. Büyük bir yapıt yaratmaktan daha sevimli görünüyor olsa
gerek güzel bir yaşamı elde etmeyi başarabilmiş olmak. Ya da başarmaya
kalkışmak.
Yaşamak mı yazmak mı? Yaşayamadığımın farkına
vardığımı sanmıştım. Aksine yazamıyormuşum. Ya da bu da bir halusinasyon. Belki
hem yazamıyor hem de yaşayamıyorumdur. Zaman gösterecek. Hayır, zamana
göstereceğim. Zaman geçirme merâsimindeyim. Evet merâsim. Gösteriş, şatafat hat
safhada. Kendi kendine ve usulca neden zaman geçiremez insanoğlu da yazı yazar?
Sabaha kadar yazacağım dedim ya siz şimdi gece
sanıyorsunuz. Oysa şu an gece değil, güneş tam tepede fakat ben gece sanıyorum.
Neden mi? İyi yazılar geceleri yazılır diye kazınmış beynime. Bir aldatmaca
daha! Gece insanın yüreğindeyse iyi yazı günün her saatinde yazılır.
Ben bir dağ keçisiyim. Sıçrayışlarımı mazur görün… Yaradılışım
gereği yapıyorum bunu, inanın suçum yok. Kırmızı ve yeşillerle kaplı bir dünya
düşünün ki araya küçük bir mavi sıkışmış. Koca bir alan yeşil ve koca bir alan
kırmızıyken aralarında küçücük bir nokta mavi… Hangi renk daha çok dikkat
çeker?
Anlatmak için soyutlaştırmak lazım. Görüneni
görünmeyenle, olanı olmayanla anlatmak hep daha açıklayıcı olur. Öyleyse
anlamak için de soyutlanmak lazım. Soyut… Ne güzel kelime…
Bizmutun simgesini sormaktan usanmadı bulmacalar
yıllar yılı. Simgeler bu kadar önemli demek ki.
İnsanın simgesini bilen var mı? Neye bakınca insanı
anlarız?
Mustafa Çolak
14 Mayıs 2012 Pazartesi
ÇIKMAZ SOKAKLAR
Korkularıyla yüzleşiyor insan er ya da geç
Rüyanda simsiyah köpekler
kovalıyorsa seni her gece ve kaçıyorsan durmadan, eninde sonunda durup
köpeklerin karşısına dikilecek ve: “Gelin bakalım!” diyeceksindir.
Bir telaş sarıyor önce yüreği
Diyeceksindir demesine ama bunu
söylemek öyle kolay değildir. Zaten kolay olsaydı bugüne kadar kaçıyor
olmazdın. Telaşlısındır: “Ya başaramazsam?”
Gerçeklerle yüzleşiyor insan er ya da geç
Bak, mesela benim gibi
Kabuslarının rüyadan ibaret olmayıp
gerçeğin ta kendisi olduğunu anlarsın. Hayal dünyanla gerçeği birleştirdiğinde
varmışsındır bu kanıya. Ne de olsa insan, düşleriyle insandır. Yüzleştiğinde de
savaşı kazanıp kazanamaman an meselesidir. Ancak seni yüzleştiren, kazanmana da
muhakkak yardım edecektir. Yüzleşme sonrası O’na nîdâ edersin:
Ne karanlık odalardan, ne masallardaki cadılardan korktum,
Sensizlikten korktuğum kadar
Evet, bugüne kadar belki çok şeyden
korkmuşsundur fakat hiçbir korkun O’nsuz kalmak kadar korkutmamıştır seni.
O’nsuz sen bir hiçsindir ve hayatın hep bu esas korku etrafında şekillenmiştir.
Ne çıkmaz sokaklar gördüm, ne diyarlar gezdim durdum
Kaybolmadım sendeki kadar, inan ki kaybolmadım sendeki kadar.
Çoğu kez kurtulamayacağını sandığın
işlere bulaşmış, içindeki boşluğu doldurma arayışıyla neredeyse gezip
görmediğin yer kalmamıştır. Ancak hep O’nunla kurtulmuş, hep aradığın yalnızca O
olmuştur ve bunu şimdi idrak ediyor olman, O’nun aşkında kaybolup, eriyip bitme
isteğini kamçılamıştır. Bu istekle kavrulduğun şu anlarda nihayet O, şimdi,
sana seslenmektedir:
Azar azar gözlerini kapat
Usul usul ellerini uzat
Ben tutarım, yine ben duyarım seni
Ben bilirim aşkının kıymetini.
Artık şerhe gerek yoktur. Eve
dönmüş, kalbine dönmüş, şarkıya dönmüşsündür.
Mustafa Çolak
26 Nisan 2012 Perşembe
KAYBETME SANATI
Sen var ya, sen kazanamazsın güzelim. Kazanmak, hırs sahibi
olmayı gerektirir. Aklına gelen her çareye azimle başvurduğun halde elin boş
dönersin bazen. Yapılabilecek her şeyi en güzel şekilde hesap ettiğin ve yapılması
en doğru olanı yapmak için deli gibi koşturduğun halde yine de olmamıştır. Ve
bunu daha önce de çok yaşamışsındır. Hatta tüm hayatının bu şekilde başarısız
örümcek ağlarıyla örüldüğünü fark etmişsindir. Yuvanın dağılması an
meselesidir.
Sen kazanamazsın. Çünkü hırslanmak senin için gereksizdir. Fındığın
içine ulaşmak için kullanması gereken ön dişleri çürüyen sincap gibisindir.
Artık hiçbir şeye tutkuyla bağlanamıyor, dolayısıyla uzun vadeli sabır
gerektiren işlerin altına giremiyorsun.
Hangi yola girsen çıkmaz sokak olduğunu görmüş, hangi dala
tutunmaya kalksan kırılmıştır. Bu yüzden “tutunamayanlar” deyince kendinden bir
şeyler bulduğunu hissediyorsundur.
Sık sık nereye gideceğini bile hesaplamadan kendini dışarı
atıyor, aval aval etrafına bakınarak amaçsızca yürüyorsun. Üzerine yazılanların
aptalca olduğu anlaşılıp buruşturularak atılmak üzere olan bir kağıttan farksız
olduğunu düşünüyorsun.
Arkadaşlarının senden kaçtığını veya seni anlamadığını
hissediyor, yalnızlaştıkça yalnızlaşıyorsun. Aynaya baktığında kendini parçalanmış
mandalina kabukları gibi görmen de bundan.
Etrafındakiler bir şekilde tercihlerini yapıp çok da güzel
tutunarak tırmanışlarını sürdürürken sen olduğun yerden onlara bakarsın. İlk
başlarda özenip birkaç kez daha tutunmaya çabalar, nihayetinde bunun bir kader
olduğunu ve eğip başını usul usul yürümen gerektiğini anlarsın. Anlarsın da
nereye doğru yürümelisindir? Senin bir yolun yoktur ki! İşte en zor olan bu
noktadan sonrasıdır. Başını eğdiğin halde nereye doğru yürümen gerektiğini
bilememen…
Ve meşhur hareket: Çekip gitmek! Dinle beni. Çok çekici gelir
bu söz. Evet, kesinlikle çekip gitmelisindir buralardan, başka çaresi yoktur.
Ne de olsa her bunalımın sonu çekip gitmeyle biter. O da başarabilene… Hâlbuki
bu gidiş, yeni bunalımlara gebedir. Gittikçe bunalımların artacak, arttıkça
acıların çoğalacaktır. Öyleyse?
Hayat başlı başına çılgınlık, ölümü seçmekse delilik… Arada
durup idare etmek de imkânsızlaşmışken ne yapmalı? Ölümden öncesi ve sonrasını
düşünerek her ikisini de idare edip götürebilenlerin imrenilesi insanlar
olduğunu kabul etmelisin.
Dünya veya ötesinden, birini garantilemek isteyen kişi,
genellikle diğerini boşlar. Dervişlerin dünya hayatında pek saygın olmamaları, saygın
kişilerin ise manadan uzak, derinliksiz adam olması bundandır.
Hem bu yaşamda saygıyı hak eden hem de yaşam sonrasında
saygınlığı hak edenler… Orta yollu olmak büyük marifet! İşte eli öpülesi gerçek
insanlar. Bunalımdan alınlarının akıyla çıkanlar.
Çık bunalımlarından alnının akıyla. Durma.
Tutunamıyorsan, tutunamayışına tutun ve çık artık. Ya da
kaybet.
Seç.
Seç.
Mustafa Çolak
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





